Kasaba Köyü - Kastamonu - Mahmut Bey Camii

Kasaba Köyü - Kastamonu

Kastamonu’nun alakasız bir köyünde, Kasaba köyünde umulmadık bir şaheser: Mahmut Bey Camii. Miladi 1366’da bu tarafların beyi olan bir Mahmut Bey yaptırmış. İç konstrüksiyon tümüyle ahşap. Çatı işçiliğinin tamamı ile ahşap kolonların bir kısmı orijinal. Çivi kullanmadan, geçme sistemiyle yapılmış. Vaktiyle rengârenk boyalıymış, şimdi izleri kalmış.
Minareyi yakın yıllarda eklemişler. Oymalı kakmalı eski kapı 1997’de çalındı. Bir süre sonra bulundu. Şimdi Kastamonu müzesinde.
Köy de güzel. Dereler, bostanlar arasında hayli hoş eski ahşap evler var.



Yörük köyü - Safranbolu - Karabük

Yörük köyü

Safranbolu’nun daha küçük ve hiç bozulmamış bir örneği. Bağlar-bahçeler içinde güzel bir kasaba. Safranbolu’nun aksine, çevresi de güzel: apartmanlarla çevrilmemiş. “Köy”den çok şehir havası taşıyan gösterişli büyük konakları var.

140 hanenin ancak üçte birinde insan oturuyor. Geri kalanı ya terk edilmiş, ya yazdan yaza geliyorlar. Organize turizm pek yok. Evleri göstermek konusunda pek aceleci değiller. Görmeye değer olanların başı Kaymakçıoğlu Evi. 1873 yapımı Sekbanzade Evi de akılda kalanlardan

Yörede sarı tabelalı 8-10 kadar köy var. Hiçbiri bu ayarda değil. Biraz doğudaki Davutobası köyü, Türkiye’de ciddi miktarda safran yetiştirilen tek yer. Safran soğangiller ailesinden bir bitki. Baharda çiçek açıyor. İplik biçimindeki erkek organları toplanıyor. Kilosu 400 dolar civarında.




Ulaşım

Safranbolu'ya karayolu ile üç ayrı yönden ulaşmak mümkündür. Ankara-İstanbul karayolunun Gerede kesiminden ayrılarak 82 km. sonra Karabük'e, Karabük'ten 8 km sonra da Safranbolu'ya varılır. İlçenin kuzey yönünde Bartın'a uzaklığı 74 km., doğusundaki Kastamonu'ya uzaklığı 105 km.dir.

Ankara - Safranbolu        :  230 Km

İstanbul - Safranbolu       :  390 Km

Bartın - Safranbolu         :    80 Km

Kastamonu - Safranbolu :  105  Km

Safranbolu - YÖRÜK KÖYÜ : 10 Km

Karabük - YÖRÜK KÖYÜ : 18 Km



Uzungöl - Trabzon

Uzungöl

Uzungöl, Şaşırtıcı güzellikte, bakir bir yerdi. On- onbeş yılda, paldır küldür, turistik bir merkeze dönüştü. Otuzdan fazla konaklama tesisi açıldı. Eskisini bilenler için itiraf etmesi zor, ama kabul etmek lazım ki, hiç de fena olmadı. 

Alt yapı iyi kötü düzene girdi. İsviçre’nin daha mütevazı dağ merkezleriyle boy ölçüşür bir belde ortaya çıktı. Daha çok muhafazakâr kesim rağbet ediyor. Atmosfer sakin, ölçülü. İçki yok. Pop müzik de yok. Hava yağmadığı zaman olağanüstü berrak.

Eski Uzungöl (Şerah) köyünde evlerin çoğu hala eski usul ahşap. Göl başında Süleymaniye’ye meydan okuyan bir cami yapıldı. Cami avlusunda takkeli dedeler oturup Rumca sohbet ediyorlar.

Daha yukarılarda nefis yayla köyleri var. Gölün sağından giden yol Soğanlı (Hopşera) yaylasına çıkıyor: neredeyse dikey bir yamaçta, tek örnek ahşap evlerden oluşan büyük bir yerleşim; sisli havada görünümü gerçek dışı. Gölün solundan çıkan yol alabildiğine baş döndürücü doğa içinden geçerek Demirkapı (Haldizen) yaylasına ulaşıyor. Sonra irili ufaklı moren gölleri arasından 3000 küsur metreye kadar tırmanıyor. Tepede Doğu Anadolu’nun sekiz- on sıra dağı, birdenbire, ayaklarınızın altında.

Demirkapı’dan Ballı (Anzer) tarafına geçen iki ayrı yol var. Biri Arpaözü yaylasından, diğeri dağı aştıktan sonra ilk sol sapaktan. Galiba Anadolu’da gördüğümüz en ürpertici yerler buralar. Uzungöl’den Demirkapı zirvesi net 36 km. oradan Anzer’e geçerken o kadar sık yolumuzu kaybettik ki ölçüm yapamadık. Herhalde 20 km gibi. Beş- on kilometrede bir yayla evine rastlıyorsunuz. Çay çorba içmeden yola devam etmek sözkonusu bile değil. 



 Etiketler: Trabzon, Uzungöl, Şerah, Soğanlı, Hopşera, yayla köyleri, Demirkapı, Haldizen, Ballı  Anzer, Arpaözü yaylası,

Safranbolu

 Safranbolu
Geleneksel Anadolu mimarisinin en iyi korunmuş örnek kenti olarak Safranbolu haklı bir üne sahip. Safranbolu'da harikulade güzellikte eski konaklardan150 kadarı ayakta kalmış. Mahalle dokusu oldukça hasarsız korunmuş.
Safranbolu'da restorasyona Çelik Gülersoy’un Turing Kurumu önayak oldu. Antalya Kaleiçi bir yana bırakılırsa, Türkiye’de bugüne dek kentsel sit koruması alanında başarılı sayılabilecek bir örnek.
Safranbolu'da bir kaç eski konak “müze ev” olmuş gezilebiliyor. En ünlüsü Kaymakamlar Konağı. Asıl başyapıt Asmazlar konağı: halka açık değil. İstisnaen gezdiriyorlar. Üst katta kesme taştan büyük havuzu var.
10-15 kadar konak pansiyon/konukevi olarak restore edildi. Biraz tekdüze ve steril olmakla beraber, görmeye ve yaşamaya değer mekanlar. Tarihi evlerin hemen hemen hepsi1880-19910 yıllarında inşa edilmişler. Türkiye’nin her yerinde akla gelen soru burada da beliriyor: daha önce hiç mi güzel ev yapılmamış? Yoksa son güzel evler bu devirde yapıldığı için onlar mı ayakta kalmış? Herhalde birincisi. Ciddi bir araştırma yok.
Safranbolu'da tek ilgi konusu eski evler değil. Çarşı içi de son derece otantik. Yemeniciler Arastası mükemmel. Deli İbrahim’in psikiyatristi olan ünlü Cinci Hoca (ö 1648) buralıymış. Güzel bir hanla hamam yaptırmış. Hamam hala işliyor. Han yıllardır restorasyonda otel olacakmış.
Kentin eski ismi Dadybra. Türk fethinden sonra Zalifre olmuş. 18. Yüzyılda Zağfiran-borlu adı gözüküyor. Borlu/ bolu eki “hisarı olan” anlamında. Fenkçe burg/burgh/borgo kökünden.



Çukurova - Antakya

Çukurova - Hatay

Nasıl gezilir?: Kayseri'den arabayla Güneye inerken unutulmaz güzellikte iki kayıp kent: Komana ve Anavarza. Yol uzun: Develi-Tufanbeyli kesimi kısmen stabilize, ıssız, dağlık; Saimbeyli'den aşağısı çok virajlı. Bir güne sığdırmak kolay değil ama bölmek de zor. Otoyola indikten sonra Antakya birbuçuk saat.

Antakya ilk izlenimi geçtikten sonra sevilen şehirlerden. Üç günden kısa süre ayırmak yanlış olur. Çevresi keşfedilmemiş hazinelerle dolu. Görülecek yerlerin çoğu en güneyde; Samandağı, Yayladağı ve Reyhanlı ilçelerinde.

Çukurova Mart ve Nisan'da güzel, sonrası cehennem. Antakya'dan da yazın sıcak aylarda uzak durmak akıllıca.



Örnek gezi programı:

1. gün: Develi üzerinden Tufanbeyli, Anavarza, Antakya

2. gün: Antakya, Mozaik müzesi, Kale, kiliseler, çarşı

3. gün: Simeon manastırı, Samandağ, Çevlik, Musa dağı, Antakya

4. gün: Payas, Karatepe, Hierapolis/Bodrumkale, Akşama Gaziantep.





Şar Köyü - Komana

Şar Köyü - Komana

Şar köyü Göksu ırmağı üzerinde bağlık, bahçelik güzel bir köy. Evler antik malzemeden inşa edilmiş. Birkaçı doğrudan antik yapı üzerine kurulu. Şahsa ait elma bahçesi içinde heybetli bir Apollon Tapınağı'nın yarısı duruyor, herhalde 2. yüzyıl.

Dere boyunda sazlıklara batmış mermer rıhtımlar seçiliyor. Tiyatro derenin öbür yanında. Sahne yerinde vatandaşın evi ve ahırı var. Cavea'nın üst kenarından beş-on sene önce dozer geçirmişler.

En çarpıcı yapı köyün dışında. "Kilise" diyorlar; aslında Roma dönemi anıt mezarı. 12 gömü hücresi var. Yanda bir anıt mezar daha varmış vatandaş sökmüş.

Yeri sap, ulaşımı zor. Rehber kitaplarada sözü edilmiyor. Muhtemelen antik Komana Kenti. Diğer adı Hierapolis: Kutsal kent, yahut Tapınak kent. Strabon'a göre burada eski Anadolu tanrılarından Ma'ya adanmış önemli bir tapınak varmış. Etrafında kadın-erkek 6000'i aşkın rahip ve tapınak hizmetkarı yaşarmış.

Anıtların üstü karınca yazısı gibi Ermenice graffiti ile kaplı. Sonuncusu 1915 tarihli.

Nasıl gidilir: Tufanbeyli'den 16 km iyi stabilize yol. Sarız'dan da bağlantı var. Develi-Tufanbeyli yolu muhteşem ve ıssız bir güzergah, kısmen bozuk satıh. tufanbeyli-Kozan çok virajlı, yavaş.